20 Nisan Cuma 2018 / 5 Şaban 1439

Kadir Gecesi Ayasofya’da Kur’an tilaveti ve dualarla idrak edildi

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (Bu yazıya oy ver)
Loading...
kadir-gecesi-ayasofya.jpg

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, TRT Diyanet tarafından Ayasofya’da düzenlenen ‘Kadir Gecesi Özel Programı’na katıldı.

Teravih namazından sonra başlayan ve imsak vaktine kadar süren program, meşhur hafızların Kuran’ı Kerim tilavetleri ile başladı. Salat ve selamların getirildiği, duaların edildiği programa katılan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, bütün İslam aleminin Kadir Gecesini tebrik ederek, “Allah, İslam aleminin kadrini yüceltsin. Kadir Gecesini izzete varış secdelerine dönüştürmeyi nasip etsin” duasında bulundu.

“Kadir Gecesini idrak ettiğimiz bir gecede, Camii Kebirimiz, ulu mabedimiz Ayasofya’da Allah’ın ayetlerini konuşmayı lütfettiği için Allah’a sonsuz hamd olsun” diye söze başlayan Başkan Görmez, Kadir Gecesinin manası ve insanlığa kazandırdıklarını anlattığı konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle;

Kur’an, bütün insanlığın kaderini değiştirdiği için Kadir Gecesi aynı zamanda bir kader gecesidir…”

Kadir Gecesi onur, şeref, itibar demektir. Çünkü bu gece Allah’ın insanlığa şeref, izzet, itibar kazandırdığı bir gecedir. 14 asır önce bir Kadir Gecesinde Allah, insanlığa şeref olabilecek, itibar, izzet kazandıracak bir Kitap gönderdi. Allah, ‘Size bir Kitap gönderdim, onda sizin şerefiniz, itibarınız, kadriniz var’ buyuruyor. Bu yüzden bu gece Kadir Gecesidir. İnsanlık ancak rabbine kul olmakla şeref, itibar kazanabilir. İnsanlığın kaderini değiştiren bir kader gecesi olduğu için Kadir Gecesi denildi. Kadir Gecesini anlatmak için bizim sözlerimize ihtiyaç yok. Allah, bu geceye müstakil bir sure tahsis etti. Kadir Gecesi Cibril-i Eminle birlikte melekler yeryüzüne iner de inerler ve yeryüzüne barış, huzur, esenlik getirirler.

“Kadir Gecesinin faziletini gecenin karanlığında değil, Kuran’ın aydınlığında arayın…”

Kadir Suresi bize üç önemli mesaj veriyor. Birincisi, Kadir gecesinin faziletini gecenin karanlığında değil Kuran’ın aydınlığında arayın. İkincisi, Kadir gecesi bir ömre bedeldir. Kadir suresinde Kadir gecesi için ‘Bin aydan hayırlıdır’ diyor. Bin ay 80 yılı aşkın bir zamandır ve bu da bir ömre bedeldir. Zımnen Allah her kuluna şu imkanı tanıyor, ‘Eğer siz şu ana kadar hayatınızı Kuran’sız geçirdiyseniz, günah işlediyseniz, Allah’a kulluk vazifesini yerine getiremediyseniz, ömrünüzü heba etmişseniz, o takdirde size bir ömre bedel bir gece veriyorum. Tövbe ve istiğfar ile değerlendirdiğiniz takdirde bu geceyi layıkıyla idrak ettiğiniz takdirde yeniden Rabbinize kul olma yoluna girmiş olursunuz’ Üçüncü büyük mesajı ise, bu gecenin manevi bereketiyle ilgilidir. Cibril-i Emin meleklerle birlikte yeryüzünü teşrif ettiğinde sizler de Cibril-i Eminin gelebileceği bir dünya kurun. Cebrail’in gelip sizinle selamlaştığı bir dünyaya hazır olun. O dünya da ancak selam ile barışla, huzurla, esenlikle olur. Siz sadece İslam’ı değil, İslam’ın selamını da kendi dünyanıza egemen kıldıysanız o takdirde Cebrail ve Allah’ın meleklerinin gelebileceği bir dünya kurmuş olursunuz.

“‘La ilahe illallah Muhammedün Resulullah’ diyen Müslüman kardeşimizin olduğu her coğrafya bizim gönül coğrafyamızdır…”

Beşeri coğrafya sınırlarla bölünebilir fakat gönül coğrafyasının sınırları yoktur. Gönül coğrafyamız, ‘Lailaheillallah Muhammedun Resulullah’ diyen her Müslüman kardeşimizin olduğu her coğrafya bizim gönül coğrafyamızdır. Çünkü aramızda bir gönül bağı vardır. Hem iman bağı ile birbirimize bağlanmışız hem aynı topraktan yaratılmışız hem de ortak bir tarihimiz vardır. Ancak üzülerek belirteyim ki, son 200 yılda bilhassa sömürgeler, istibdat rejimleri gibi pek çok sebeplerden dolayı bu coğrafya paramparça oldu. Birileri bu Coğrafyayı taksim etmiş olabilir, araya sınırlar koymuş olabilir, duvarlar örmüş olabilir ancak bir realite vardır ki, şu anda biz İstanbul’da Camii Kebirimizde, ulu mabedimizde, Ayasofya’da Kadir Gecesini İdrak ediyoruz. Ezan-ı Şerifin ilk okunduğu Kamçatka’da da Kadir Gecesini Müslüman kardeşlerimiz idrak ediyor. Kadrimizin yücelmesi için onlar da dua ediyorlar. Afrika’nın en ücra köşesinde ki kardeşlerimiz de Kadir Gecesini idrak ediyor. İman öyle bir şeydir ki, bütün sınırları ortadan kaldırıyor. İman kardeşliği kan kardeşliğinden çok daha yücedir. ‘Gönül Coğrafyası’ kavramı bunu kast ediyor. Kalpler arasında imanın kurduğu o büyük irtibatın oluşturduğu dünyadır gönül coğrafyası. ‘Lailaheillallah Muhammedun Resulullah’ diyen, rabbe secde eden her müminin olduğu her yeri biz gönül coğrafyası olarak görüyoruz.

“İnsanlık eğer Kadir Gecesinin kadrini bilseydi bugün farklı bir noktada olurdu…”

Kadir Gecesinin bize kazandırdığı izzettir, itibardır. Kadir Gecesinin kadrini bilseydik insanlık farklı noktada olurdu. Yaratılış Kitabı, hidayetin rehberi, var oluşumuzun gayesini bize öğreten, hakkı, adaleti, tevhidi, rabbimizi öğreten o muhteşem Kitap doğru anlaşılsa ve yaşansa bugün onurunu, izzetini, itibarını kaybeden insanlığın kadri yücelir.

“Kuran’ın, Peygamber marifetiyle yaşanan bir hayata dönüşmesini bir tarafa bırakan her türlü yorum batıldır…”

Vahiyle ilgili ilahi kanun, vahyin her insana doğrudan bildirilmesi şeklinde değildir. Allah için vahyini insanlara bildirme yolları sonsuz idi. Allah isteseydi insanlar sabah kalktığında yastığının altında kendisine yazılı olarak gelmiş sayfalar bulabilirdi. Allah vahyini yıldızlarla göklere yazabilirdi ve herkes okuyabilirdi. Vahiy bir teoriler manzumesi olarak insanlar tarafından istismar edilmesin diye Allah Hz. Adem’den itibaren vahyi yaşanacak bir hayata dönüştürmek için insanlar içinden seçtiği seçkin bir Peygamber marifetiyle vahyi bildirmeyi kanun olarak kabul etti. Kitaba dair bunu anlamsız kılacak her yorum batıldır. Kitabın Peygambere vahyedilişinin hikmetini ortadan kaldıracak, Peygamber marifetiyle yaşanan bir hayata dönüştürme gayesini bir tarafa bırakan her türlü yorum Kitabın kendisine aykırıdır.

“Peygambersiz bir Kitaba yönelmek, bu yüzyılın başında bir fitne olarak İslam coğrafyasına girmiş bir düşüncedir…”

Kitap ile Peygamberin arasını ayırmak, Peygambersiz bir Kitaba yönelmek, bu yüzyılın başında bir fitne olarak İslam coğrafyasına girmiş bir düşüncedir. Peygambersiz bir Kitap sadece insanların elinde kendi heva ve arzularına uygun olarak yorumladıkları bir teoriler manzumesine dönüşür. Allah bunu bildiği için Peygamberler vasıtasıyla gönderiyor. Allah Kuran’da Allah’a itaati ve Peygambere itaati beraber zikrediyor. Peygamberin görevi sadece Kitabı getirip bize tebliğ etmek demek değildir. Peygamber bize hem Kitabı getirdi hem hikmeti getirdi hem de bize Kitabı talim etti.

“‘Bana Kur’an yeter’ söylemi Kuran’ın kendisine aykırıdır…”

İslam dünyasında bazı yanlış düşüncelerin neşvünema bulduğunu biliyoruz. Allah’ın Kitabıyla Allah’ın Resulünü birbirinden ayıran yanlış düşüncelerin ortaya çıktığını görüyoruz. Tarih boyunca İslam medeniyetinin ana yolundan asla sapmamış ve bundan sonra da sapmayacak olan bu ülkeye bu tür fitnelerin, yanlış düşüncelerin sirayet etmesine asla izin vermemeliyiz. ‘Bana Kur’an yeter’ söylemi Kuran’ın kendisine aykırıdır. O Kur’an Peygambere vahyedilmiştir. Peygamberle birlikte gelmesi onun yaşanan bir hayata dönüştürülmesi içindir. Kitabın tatbiki konusunda biz Peygambere muhtacız. Zaman zaman Türkiye’de de bu tartışmaları görebiliyoruz. Belki bu kardeşlerimizle bir ilim ve hikmet atmosferinde bir araya gelerek, bu yüzyılın başında coğrafyamıza fitne olarak sokuşturulan Kitapla sünnetin arasını ayıran bu yanlış düşüncelerin bu topraklarda asla kök salmaması için çaba göstermeliyiz.

“Kur’an iman birliğini sağlıyor, sünnet, davranış birliğini getirerek aynı ümmet olmanın bilinci kazandırıyor…”

Sünnet ve Hadis sadece İslam’ın bilgi olarak ikinci kaynağı değildir. Kur’an ve sünnet, farklı coğrafyalarda yaşayan farklı kültürlere sahip Müslümanları bir ümmet kılan bir kaynaktır aynı zamanda. O farklılıkları ortadan kaldırarak, bir ümmet potasında müminleri bir araya getiren özelliği var. Avustralya’daki Müslümanla, Afrika’daki Müslümanla biz de aynı davranışı sergiliyoruz. Sünnet dediğimiz kaynak, yaşantı, örnek hayat eğer iyi anlaşılırsa sınırları ortadan kaldıran özelliğini görürüz. Kur’an iman birliğini sağlıyor, sünnet davranış birliğini getirerek aynı bilinci kazanmamızı sağlıyor. Bu iki kaynağı birbirinden ayıramayız.

“Hz. Peygamberin Kuran’ı yaşanmış bir hayata dönüştürdüğünü bir tarafa bırakırsak her kavmin bir Kuran’ı olur…”

Kur’an-ı Kerimin de aynı ümmeti inşa etme rolü elbette çok büyüktür ancak eğer sünnet olmazsa, eğer Hz. Peygamberin onun yaşanmış bir hayata dönüştürdüğünü bir tarafa bırakacak olursak her kavmin, her insanın bir Kuran’ı olur ve bizi birleştirmeye gelen Kur’an insanın elinde bizi ayrıştırmaya dönük bir Kitaba dönüşebilir. Sünnet nazil olan Kuran’ın evidir. Evi yıkarsanız Kitabı da yıkarsınız. Kur’an bir eve indi. O ev sadece Hira değildir, Mekke değildir, Medine değildir, o evin adı sünnettir. Kur’an sünnet dediğimiz eve indi. O evi yıkarsanız Kuran’ı da kaybedersiniz.

“Bugün DEAŞ benzeri terör örgütlerinin elinde Kur’an, güce dönüşerek kardeşler arasında savaşa ve kıtale yol açmaya başladı…”

Kuran’da Hadid suresi vardır. ‘Hadid’ ‘Demir’ demektir. ‘Biz bütün Peygamberlere apaçık beyyineler gönderdik ve onlarla beraber Kitap gönderdik, mizan gönderdik ve demiri indirdik’ buyuruyor. Kitap, mizan ve demir birlikte geçer. Kitap, Kuran’dır. Mizan terazidir, adalettir. Hadid güçtür. Demir gücü sembolize ediyor. Bu üç kavramın bir ayette geçmesi çok anlamlıdır. Bu ayet bize şunu söylüyor, ‘Ey müminler eğer siz Kitabı bırakırsanız, adaleti güç belirler. Güç mizanı bozar. Kitabı bırakırsanız adaleti kaybedersiniz. Siz eğer mizanı bırakırsanız o takdirde Kitap demire dönüşebilir, güce dönüşebilir, güç Kitaba yön vermeye başlar. Eğer siz gücü terk ederseniz Kitap teorilere dönüşür tatbik edemezsiniz o Kitabı. İslam aleminde bu sorunu görüyoruz. Bugün eğer DEAŞ benzeri terör örgütlerinin elinde Kitap demire dönüşerek kardeşler arasında savaşa ve kıtale yol açmaya başladı.

“Kitap, kainat ve insanı birlikte okuyamadığımız zaman biz Kuran’ı anlayamayız…”

Kitap, kainat ve insan. Bu üç kitabı birlikte okuyamadığımız zaman biz Kitabı anlayamayız. Kainatın ayetleriyle Kitabın ayetlerini birbirinden ayıramayız. İnsan da Allah’ın kitabıdır. Kainat da Allah’ın kitabıdır. Kuran’da Allah’ın kitabıdır. Bu üçünü birbirinden ayıramayız. İslam dünyasında eğitim sistemimizle gelen sorun, Kitabın ayetleriyle kainatın ayetlerini ayırmak olmuştur.

“Kuran’ı bir bütün olarak anlamamız gerekiyor…”

Madem bütün Müslümanlar aynı Kitaba iman ediyorlar. Öyleyse neden bu Kitap bizleri birleştirmiyor? Neden savaşlar var, çekişmeler var. Bunun sebebi Kitabı gönderen Rabbimizin muradını yok sayarak Kitaba bir bütün olarak bakamamak. Kitapla insan arasındaki, Kitapla kainat arasındaki ilişkiyi anlayamamak. Kitabın Hz. Peygamber tarafından yaşanmış bir hayata dönüşmesini göz ardı etmekten kaynaklanıyor. Bir bütün olarak Kitabı anlamamız gerekiyor. İnsanla Kitap arasında ilişkiyi yok saydığımız zaman o Kitap Allah’ın Kitabı olmaktan çıkar. Her insanın kendi anlayışlarını söylettiği metne dönüşür. Biz her gün, her an, her saniye Allah’ın yeryüzünde gördüğümüz ayetlerini yok sayarak Kitabın ayetlerini anlayamayız.

‘Hediyem Kur’an Olsun’ kampanyasıyla kimse Kuran’sız kalmıyor…

Başkan Görmez, programın sonunda Türkiye Diyanet Vakfının geçtiğimiz yıl başlattığı ve halen devam eden ‘Hediyem Kur’an Olsun’ kampanyasını hatırlatarak şunları söyledi;

“Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı olarak bir senedir bir kampanya yürütüyoruz. Yeryüzünde Kur’an sahibi olmak isteyen hiçbir Müslüman Kuran’sız kalmasın diye ‘Hediyem Kur’an olsun’ adlı bir kampanya başlattık. Afrikalı Müslüman kardeşlerimi ziyarete ettiğimde, tahtaların üzerine taşlarla Mushafı yazarak hafız olmak isteyen çocukları gördüğümde, hayırsever milletimize başvurduk. Onlar da sağ olsun kampanyaya karşılık verdiler. Bizler de onların gönderdiklerini mahrum bölgelere dağıtıyoruz. Sudan da 100 bin Kur’an basıldı ve Afrika’nın en ücra köşelerine kadar dağıtıldı. 10 bin Kur’an Uygur Türklerine dağıtıldı. Pek çok bölgeye Kur’an gönderildi. Ben hassaten kardeşlerimizi Diyanet Vakfımızın başlattığı kampanyaya destek olmaya davet ediyorum.

“Kur’an-ı Kerim satılan bir meta olmamalı…”

Benim gönlüm şunu istiyor Kur’an-ı Kerim Türkiye’de de satılan bir meta olmamalı. Kur’an-ı Kerim sahibi olmak isteyen her kardeşimiz, Diyanet İşleri Başkanlığından bir Kur’an-ı Kerim’e sahip olsun. Çabamız bu yöndedir. Ama başka dünyalarda da bu ihtiyacı gördüğümüzde milletimizin hayır ve yardım elini uzatıyoruz.

4333’e SMS göndererek hediye Kur’an…

‘Hediyem Kur’an Olsun’ kampanyası, Kuran hediye etmek, hususen kuran alabilme imkanı olmayan coğrafyalar için ülkemizde ve İslam dünyasının dört bir köşesinde Kur’an-ı Kerim’e ihtiyaç duyulan yerlerde çeşitli dillerde mealli Kur’an-ı Kerim’in bağışçılar yoluyla hediye edilmesini amaçlamaktadır.

1 adet Kur’an, kargo ücreti dâhil yurt içi ve yurt dışı bağış ücreti 12 TL olarak planlanmaktadır. Ayrıca ‘Hediyem Kur’an Olsun’ kampanyasına katılmak isteyenler, 4333’e SMS atarak 12 TL karşılığında bir Kur’an-ı Kerim’i mahrum bölgelere gönderebiliyor.

Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

Bu yazıyı paylaşın.

PinIt

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2005-2017 www.islamiyet.gen.tr All rights reserved.
Bu sitede yer alan bilgileri kaynak göstererek yayımlayabilirsiniz.
Yukarı