Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir. (TAHA/132)
İslam dininin gayesi, kâmil iman ve sâlih amel sahibi insanlardan oluşan huzurlu bir toplum oluşturmaktır. Toplumu bu kıvama ulaştıracak dini vecibelerimizden biri de infaktır, yani muhtaçlara mâli yardımdır.
İnfak ile ilgili birçok ayet ve hadis bulunmaktadır. Yüce Rabbimiz; “Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir pazarlığın, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın…” âyetiyle bizi infaka teşvik etmektedir.
Peygamberimiz (sav) de “Yarım hurmayla bile olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz.” buyurarak infakın önemine değinmiş, şahsi hayatında da bunu her zaman uygulamıştır.
Muhterem Müminler !
Dinimizin temel kaynağı kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’dir. Son ilâhî kitap olan Kur’an-ı Kerim Allah tarafından Cebrâil (as) vasıtasıyla yirmi üç senede peyderpey Hz Muhammed (s.a.v)’e indirilen ilâhî vahyin ismidir.
Ayetlerde Kur’an-ı Kerim kendisini geniş olarak tanıtır. Buna göre Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında mübarek bir gecede, Kadir gecesinde indirilmeye başlanmış ve yaklaşık 23 senede tamamlanmıştır. O insanlar için yol gösterici bir rehber, Hak ile batılı, doğru ile yanlışı birbirinden ayıran furkandır. İnsanlığı inkâr bataklığından imanın yüceliğine, cehalet karanlığından irfanın aydınlığına çıkaran nurdur. Kur’an sözlerin en güzelidir. Aziz, şerefli, kerîm bir kitaptır.
Muhterem Müminler!
Recep ayı ile başlayıp Şaban ayı ve kandillerle devam eden mânevî bir atmosferden geçerek, üç ayların sonuncusu, on bir ayın sultanı Ramazan’a yaklaşmış bulunuyoruz. Önümüzdeki Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece inşâallah ilk teravihimizi kılıp, ilk sahurumuza kalkacağız. Rabbim hepimiz için hayırlara vesile eylesin.
Diğer zamanlara göre Ramazan’nın dinî hayatımızda ayrı bir yeri, ayrı bir önemi var, Değerli Cemaat… Çünkü Yüce Kitabımız, Mîlâdî 610 yılında, bundan tam 1400 yıl önce böyle bir Ramazan ayında yeryüzüne inmeye başladı.
Hz. Aişe (R.Anha) validemiz bu geceyi bize şöyle anlatıyor: Günün birinde Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz yanıma girdi. Elbisesini çıkardı, aradan pek bir zaman geçmeden tekrar giyindi. Bunun üzerine beni büyük bir kıskançlık sardı. Kumalarımdan birinin yanına gidecek sandım ve çıkıp peşini takip ettim. Medinenin kabristanı olan Bakîu'l-gargad yani Cennetül Bakî'de kendisine eriştim. Mü'minlere ve şehidlere istiğfar ve dua ediyordu. Kendi kendime:
- Anam babam sana feda olsun, Ya Resûlellah! Sen Rabbinin rızası uğrunda, ben ise dünya peşindeyim, diyerek döndüm. Soluk-soluğa odama girdim. Ardımdan da Resûlullah (S.A.V.) bana ulaştı ve:
Berat gecesinde yapılan ibadetin fazileti büyüktür
Binaenaleyh, muhterem okuyucu! Gelin... Mukadderatımızın tayin ve tesbit edildiği bu mübarek gecede, çok çok dua edelim. Edelim ki, mukadderatımız hayırlı olsun. Hayırlı uzun ömür, sıhhat ü afiyet, helâl bol rızık, son nefeste kâmil iman ile ölmek, korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nail olmak, dünya ve ahiretimizin mamur olması, Cenab-ı Hakk'ın cemaliyle ve firdevs cennetiyle müşerref olmak v.b. isteklerimiz için dua edelim. Mukadderatı bilemiyoruz. Kimbilir? Yeterli dua etseydik belki de istediğimiz şekilde olurdu. Etmediğimiz için de öyle oldu.