Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir. (TAHA/132)
Muhterem Müslümanlar!
İnsan neslinin devamını evlilik üzerine kuran Yüce Allah, kadına annelik, erkeğe de babalık mesuliyeti yükleyerek hayatın yükünü paylaştırmıştır. Karşılıklı sevgi, merhamet ve vefa duygusu vererek de bu birlikteliğin devamını sağlamıştır. Evlilik bir hayat arkadaşlığıdır. Arkadaşlık zorlukları paylaşmayı, maddi ve manevi her türlü yardımlaşmayı gerektirir. Evlilik bir dostluk antlaşması ve sadakat sözleşmesidir. Kurallarını Allah ve Rasulünün belirlediği, Kur’an-ı Kerim’de “ağır sözleşme” olarak nitelenen evlilik, ilahi bir müessesedir. Evlilik, kurulması ve korunması ilahi himayeye mazhar, bozulması ise meşru şartlarda bile Allah Teala’nın hoşnutsuzluğuna sebep olan, özel bir kurumdur. Evlilik bir sorumluluk bilincidir. Taraflara haklar doğurduğu gibi, sorumluluklar da yükler.
Değerli Müminler!
Cenâb-ı Hak en değerli varlık olarak yarattığı insanoğlunu sayısız nimetlerle donatmıştır. Vermiş olduğu nimetlerin meşrû ölçüler çerçevesinde kullanılmasını da emretmiştir. Dinimiz kazancın helâl yollardan olmasını istemiş, haram kazancı kesinlikle yasaklamıştır. Kişinin kazancına haram karıştıran sebeplerden biri de kumardır.
Günümüzde hızla gelişen iletişim teknolojisi kumar ve şans oyunlarına yeni yöntemler getirmiştir. Bugün sanal ortamda büyük kitlelerin katılımıyla sayısız kumar çeşidi yaygınlaşmış astronomik rakamlardan oluşan korkunç bir sektör haline gelmiştir.
Muhterem Müslümanlar,
Belki de hiçbir din, hiçbir kültür ve medeniyet, zamana son hak din İslâm kadar önem atfetmemiştir. Zaman, Yüce Rabbimizin insanoğluna verdiği nimetlerin en başında yer alır. Yeryüzündeki birçok nimetin alternatifi veya yitirilmişse telafisi mümkün iken, geçen hiçbir ânın geri getirilmesi asla mümkün değildir. Önemine binaen Kur’an-ı Kerim’de bazı sureler; Asr, Duha, Leyl, Fecr, Cuma, Felak gibi zaman ifadelerine yeminle başlar, isimlerini de bu ifadelerden alır. Yine pek çok ayette; dehr, karn, asr, sene, yaz-kış, ay, gece-gündüz, sabah-akşam, kuşluk vakti, zeval ve gurub vakti, gece yarısı, ân gibi vakitlerden söz edilir. Bazen “süresi elli bin yıl olan bir günden” bazen de “göz kırpması veya daha az bir zamandan” bahsedilir.
Değerli Müminler!
Yüce Allah, doğru yolu göstermek üzere çok sayıda peygamber göndermiştir. Beşeriyet için rahmet olan bu Peygamberler, Allah’ın emir ve yasaklarını, hak ve batılı, ahlâkî erdemleri her türlü zorluğa rağmen insanlara tebliğ etmişlerdir.
İnsanlar, tabiatları gereği her zaman irşad ve davete, öğüt ve nasihate muhtaçtır. Bu kutsal vazife peygamberlerden sonra da peygamberlerin varisleri olan âlimler tarafından yerine getirilmektedir.
İrşad ve davet öncelikle liyakatli olanların ifa edeceği bir görevdir. Yüce kitabımızda “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun” buyrulmak suretiyle, irşad ve davetin ehliyet sahibi kimselerin görevi olduğu vurgulanmıştır.
Aziz Müslümanlar,
Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz, kurtarıcı sözlerinin birinde, “Akıllı insan, nefsini hesaba çekip onu dizginleyebilen ve her zaman faydalı işler peşinde koşup ölüm ötesi için hazırlık yapan kimsedir. Doğruyu bulmaktan âciz olan ise, nefsinin arzularına boyun eğip, onun isteklerine uyduğu halde hâlâ kurtulacağını sanan kimsedir” buyurmuşlardır.
Hayat faaliyetler alanı, ölüm ise bu faaliyetlerimizin karşılığını bulacağımız ebedi âleme geçiştir. Yüce Kur’an’ın ifadesiyle, “Hayat sadece bu dünyadaki yaşayışımızdan ibarettir. Bir daha diriltilecek değiliz” diyenler, böylece öbür âlemi, o âlemdeki sorgu suali, nihai adaletin tecelli edeceği mahkeme-i kübrayı, cennet ve cehennemi inkâr edenler, gafletlerinin farkına vardıklarında –ne yazık ki- iş işten geçmiş olacaktır.