Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir. (TAHA/132)
Aziz Müminler!
İslâm'ın ilk yıllarından itibaren müslümanlar hayır müesseseleri yapma konusunda büyük gayret göstermişlerdir. Özellikle hayır işlerinde yarışmayı, sadaka vermeyi, ihsanda bulunmayı teşvik eden ve “infak” etmenin faziletini bildiren âyetler bu konuda etkili olmuştur.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde “Bize varis olunmaz. Bizim bıraktıklarımız sadakadır” buyurmuş, bir başka hadislerinde de muhtereme annelerimiz olan ezvâc-ı tahirât’ın nafakası ve çalışanların ücretinin dışında kalan mallarının sadaka olduğunu ifade buyurarak Medine, Fedek ve Hayber’deki hisselerini vakfetmiştir.
Muhterem Müslümanlar!
Şu fani dünyada farklı uğraşlar içerisine girerek geçimimizi temin etmeye çalışmaktayız. Bunlardan biri de ticarettir. Allah c.c Ayet-i Kerimelerinde, Sevgili Peygamberimiz hadis-i şeriflerinde ticaretin helal ve haram sınırlarını belirtmiş, ticaret ahlakı ile ilgili en güzel ilkeleri koymuştur. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka…”
Mümin, hayatı boyunca yaptığı her işi Allah’ın rızası ve hoşnutluğu için yapmaya çalışmalıdır.
Muhterem Müslümanlar!
Müminlerin ancak kardeş olduğunu ve bir binanın tuğlaları gibi kenetlenmesi gerektiğini bildiren yüce dinimiz İslam, gönül kırmayı ve kırılan gönüllerin dargın durmasını yasaklamıştır. Çünkü dargınlık, kardeşlik üzerine kurulu olan İslam toplumunun manevi yapısını zaafa uğratıp fertler arsında sevgi ve saygıyı ortadan kaldırır.
Haset, kibir, kin, cehalet gibi sebeplerle dargınlık meydana geldiğinde nasıl hareket edileceğini Cihan Peygamberi Efendimiz (s.a.v) şöyle ifade etmiştir: "Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, birbirinize sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız ve hased etmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz.” "Bir mü'minin, din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir. Üç gün geçmişse, onunla karşılaşıp selâm versin. Eğer selâmını alırsa, her ikisi de sevapta ortak olurlar. Yok, eğer selâmını almazsa, almayan günaha girmiş, selâm veren ise küs durmaktan çıkmış olur."
Yüce Allah bizleri kendisine kul olarak yaratmış, kulluğun nasıl yapılacağını göstermek için de peygamberler göndermiştir. Peygamberler Allah’ın istediği hayatı en iyi şekilde yaşayan, insanlara önderlik eden kişilerdir. Hz. Muhammed (s.a.s) de son peygamberdir. Biz bütün peygamberlere iman eder, saygı duyarız, fakat uyulması gereken ilâhî mesaj olarak son peygamberin getirdiği Kur’an-ı Kerîm’i kabul ederiz. Yüce Rabbimizin “Hiç şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin” buyurduğu Efendimiz, İslam’ın üstün ahlak ve fazilet değerlerini bütünüyle şahsında toplamıştı. Kendisi de bir hadis-i şerifinde: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.
Yürekleri birbirleri için çarpan ve ‘Allah’ın lütuf ve inayetiyle kardeş olma’ bahtiyarlığına ermiş aziz kardeşlerim!
Rahmet yüklü evrensel mesajlarıyla gönülleri aydınlatan Peygamberimiz (s.a.s.)’in, asırlar öncesinden seslendirdiği kardeşlik ahlakı ilkelerine gelin hep birlikte kulak verelim:
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Kim din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkınalarından birini giderir. Kim bir Müslümanın kusurunu örterse Allah da kıyamet günü onun kusurunu örter.”