Cenaze namazı nasıl kılınır?

Cenaze namazı rüku ve secdesi olmayan bir namazdır; rükünleri kıyam ve tekbirdir. Cenaze namazında iftitah tekbiriyle birlikte dört tekbir bulunmaktadır. Selam vermek vaciptir. Sünnetleri ise, Allah’a hamd ve sena etmek, Rasulüllah’a (s.a.s.) salat ve selam getirmek, hem ölüye hem de Müslümanlara dua etmekten ibarettir.

Cenaze namazı kılmak için, cenazeye karşı ve kıbleye yönelik olarak saf bağlanır ve niyet edilir. İmam ve cemaat tekbir alarak ellerini bağlarlar. Tekbirden sonra imam ve cemaat içlerinden, “ve celle senaüke” cümlesiyle birlikte “Sübhaneke” zikrini okurlar. Ardından imam ellerini kaldırmadan tekbir alır, cemaat de içinden tekbir alır ve hepsi içlerinden “Salli” ve “Barik” dualarını okur. Tekrar aynı şekilde tekbir alırlar ve bilenler cenaze duasını (Tirmizi, Cenaiz, 38), bilmeyenler de, dua niyetiyle “Fatiha” suresini veya başka bir duayı okur (Tirmizi, Cenaiz. 39/1026). Daha sonra yine aynı şekilde tekbir alınır ve arkasından sağa ve sola selam verilir. Böylece namaz tamamlanmış olur.

Cenaze namazında taharet, kıbleye yönelmek, setr-i avret ve niyet gibi şartlara riayet edilir. Namazı kılınacak cenazenin Müslüman olması, yıkanıp kefenlenmiş olması, cemaatin önünde olması, bedeninin tamamı veya yarıdan fazlası, yahut başı ile birlikte en az yarısının bulunması gerekir. Canlı olarak doğup ölen çocuk yıkanır ve cenaze namazı kılınır (Fetava-yı Hindiye, I, 159).

Gayrimüslim bir kimse müslüman mezarlığına ve müslüman bir kimse gayrimüslim mezarlığına defnedilebilir mi?


Ölen bir kimsenin, kendi dininden olan kimselerin mezarlığına gömülmesi genel bir uygulamadır. Bu, ölü ile ilgili işlemler konusunda her dinin kendine has uygulamaları bulunmasından kaynaklanan bir durumdur. Nitekim İslami gelenekte ölünün yıkanıp kefenlenerek defnedilmesi, kabir ziyareti ve ölüye dua gibi uygulamalar vardır. Bu uygulamaların sürdürülebilmesi ve dini kültürün bu alanda ayakta tutulabilmesi açısından Müslüman mezarlarının diğer inanç sahiplerinin mezarlarından ayrı alanlarda bulunması önem arz etmektedir. Nitekim tarih boyunca Müslümanlar bu konuda hassas davranmışlar, Müslüman mezarlarının başka inançtan olanların mezarları ile karışmamasına özen göstermişlerdir.

Bununla birlikte Müslümanlar arasında yaşayan bir gayr-i müslimin ölümü halinde kendi din mensuplarının gömüldüğü bir mezarlığı yoksa ve başka yere nakli de mümkün değilse, bu gayri müslimin cenazesi Müslüman mezarlığının uygun bir yerine defnedilebilir.

Tıpkı bunun gibi, bir Müslüman da gayr-i Müslim bir toplum içinde ölür ve defnedilecek bir Müslüman mezarlığı ya da uygun bir yer bulunamazsa, cenazesi gayr-i Müslim mezarlığının bir köşesine defnedilebilir (el-Fetava el-Hindiyye, I, 159).

Yıkanmadan gömülen cenazenin çıkarılıp yıkanması gerekir mi?


Cenazenin yıkanması “farz-ı kifaye”dir (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, I, 300, 306 318; Mevsıli, el-İhtiyar, I, 91). Meşru bir mazeret bulunmaksızın cenazenin yıkanmadan defnedilmesi durumunda o çevredeki cenazeden haberdar olan bütün Müslümanlar vebal altında kalmış olurlar. Bununla birlikte her nasılsa yıkanmadan defnedilen cenaze eğer üzerine toprak atılmamışsa çıkartılıp yıkanır. Toprak örtülmüşse, yıkamak maksadıyla mezardan çıkarılmaz (İbn-i Abidin, Reddü’l-muhtar, II, 207).

Cenaze namazının hükmü nedir?


Cenaze namazı, farz-ı kifayedir. Kadın olsun erkek olsun yalnız bir kişinin bu namazı kılmasıyla farz yerine getirilmiş olur. Cenaze namazı, Allah’a övgü, Rasulüllah’a (s.a.s.) salat ve ölü için duadan ibarettir. Ölü için cenaze namazı kılınması konusuna Kur’an’da şöyle işaret edilmektedir: “Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Rasulünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler.” (Tevbe, 9/84).

Müslümanların ölen din kardeşlerine karşı yerine getirmeleri gereken dini vecibelerin başında cenaze namazı kılınması ve bunun için gerekli hazırlıkların yapılması gelmektedir. Rasulüllah (s.a.s.) bir müslümanın ölümü üzerine, “Bir din kardeşiniz vefat etmiştir. Kalkın, onun cenaze namazını kılın” (Müslim, Cenaiz, 22/66) buyurmuştur. Başka bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, Osman b. Maz’un’un cenaze namazını kıldığı ve namazı kılarken dört defa tekbir aldığı belirtilmektedir (İbn Mace, Cenaiz, 24/1502).

Cenazeyi yıkamanın hükmü nedir?


Ölen bir Müslümanın yıkanması, kefenlenmesi ve namazının kılınarak defnedilmesi farz-ı kifayedir (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, I, 300, 306 318; Mevsıli, el-İhtiyar, I, 91). Bunların, meşru bir mazeret bulunmaması halinde vakit geçirilmeden yapılması ise müstehaptır.

Cenaze öldüğü yerden başka bir yere nakledilip defnedilebilir mi?


Kişinin, öldüğü yerin kabristanına defnedilmesi müstehaptır. Nitekim sahabe-i kiram genelde vefat ettikleri yerde defnolunmuşlardır. Ancak, cesedin bozulmasından endişe edilmiyorsa cenazenin başka bir memlekete taşınmasında ve oraya gömülmesinde dini yönden bir sakınca yoktur. Ashaptan Sa’d b. Ebi Vakkas ve Said b. Zeyd’in (r.a.) Medine’nin dışında bulunan Akik’da vefat ettiği ve Medine’ye nakledildiği rivayet edilmiştir (Muvatta, Cenaiz 10; ayrıca bkz. Ali el-Kari, Fethu Babi’l-İnaye, II, 63).

Kabrin açılarak içindekilerin başka bir yere nakli konusuna gelince; kabrin bulunduğu yerden yol geçmesi, su altında kalması veya bulunduğu yerin başkasına ait olup sahibinin orada cenaze defnine izninin bulunmaması gibi zorunlu bir durum bulunmadıkça, ölünün başka bir mezarlığa nakledilmek üzere, defnedildiği yerden çıkarılması caiz değildir (İbn-i Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 661).

Ölüyü tezkiye etmenin dini hükmü nedir?


Ölen bir kişinin iyi bir insan olduğuna dair Müslümanların şahitlik etmelerine tezkiye denir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in, lehinde şahitlikte bulunulan cenaze için “cenneti hak etti”; aleyhinde şahitlikte bulunulan cenaze için ise “cehennemi hak etti” buyurduğu rivayet edilmiştir (Buhari, Cenaiz, 86; Müslim, Cenaiz, 60).

Günümüzde, bu tezkiyenin yapılmasını sağlamak amacıyla, cenaze namazını kıldıran kişi, cemaatin ölü hakkındaki kanaatlerini sormaktadır. Cenazenin halini genellikle iyi olarak bilen kişinin, iyiliğine şahitlik yapması, tanımayan veya kötü olarak bilen kişinin ise, hayır duada bulunması uygun olur.

Cenazenin bulunduğu yerde Kur’an okunabilir mi?


Yıkanıncaya kadar cenazenin bulunduğu odada Kur’an okunması mekruhtur. Başka bir yerde okunmasında sakınca yoktur. Cenaze yıkandıktan sonra yanında da okunabilir. (el-Fetava’l-Hindiyye, I, 157; İbn-i Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 629). Malikilere göre her durumda, Şafiilere göre ise definden önce Kur’an okunması mekruhtur (Ramli, Nihayetü’l-muhtac, II, 428; Derdir, eş-Şerhu’s-sağir, I, 228).

Cenaze için sala vermek gerekir mi? Sala vermenin hükmü nedir?


Sala, ülkemizde, genellikle cenaze olduğunu o bölgedeki insanlara ilan etmek amacıyla okunması adet haline gelen ve Rasulüllah’a salat ve selam içeren duadır. Ayrıca bazı yörelerimizde cuma ve kandil geceleri ile cuma namazından önce de sala okunmaktadır.

Hz. Peygamber döneminde sala okunduğuna dair dini kaynaklarda her hangi bir bilgi yer almamaktadır. Bununla birlikte ölüm haberinin çeşitli yollarla duyurulması sünnettir. Nitekim Rasulüllah’ın (s.a.s.), Necaşi’nin vefatını ashabına haber verdiği (Buhari, Cenaiz, 4), kendisine bildirilmeden defnedilen bir cenaze için de “Bana neden haber vermediniz?” (Buhari, Cenaiz, 5, 56) diye serzenişte bulunduğu rivayet edilmiştir.

Cenaze namazı ayakkabı ile kılınabilir mi?


Bütün namazlarda olduğu gibi cenaze namazında da namaza mani olan pisliklerin giderilmesi (necasetten taharet) şarttır. Buna göre, cenaze namazı kılacak kimsenin ayakkabılarında namaza engel bir pislik yoksa, namazını ayakkabıları ile kılmasında dinen bir sakınca bulunmamaktadır. Nitekim Rasulüllah (s.a.s.), ayakkabıları ile cenaze namazına durmuş, Cebrail’in ayakkabılarına pislik bulaşmış olduğunu haber vermesi üzerine onları çıkarmıştır (Ebu Davud, Salat, 91).
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı
Exit mobile version