
ISLAMDA KADIN
VE ERKEK

İslam dîni, mahrem olmayan kadınlara bakmayı
yasaklamıştır. Zevcesi veya mahremi olmayan (nâmahrem) kadınlara bilerek bakmak
câiz değildir. Kur'ân-ı Kerim'de:
“Mü'min erkeklere söyle gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını muhafaza etsinler.”
(en-Nûr, 30) ve yine:
“Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını muhafaza
etsinler.” (en-Nûr, 31) buyurulmaktadır.
Ancak bir kadın göze rastgele ilişse tekrar bakmamak şartıyla günah sayılmaz,
çünkü bu irâdenin dışında olur. Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-,
Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh-'e:
“-Ya Ali, bir kadın gözüne ilişti mi ikinci defa bakma, birincisi için sana
vebal yoktur. Fakat ikincisinin vebâli vardır.” buyurmuştur. (Müslim)
Yine Hazret-i Peygamber:
“-Bilerek namahreme bakmak gözün zinâsıdır.” buyurmuştur. (Buhârî, Müslim;
ayrıca bkz: Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, c.2, sh. 159 )
Peygamber Efendimizin kızı Fâtıma -radıyallâhu anhâ- buyurdu ki:
“-Kadınlar için ne daha iyidir? (En hayırlısı nedir?)”
Peygamber Efendimiz de:
“-Hiçbir erkeğin onları görmemesi.” diye cevap verdi.( İmam-ı Gazali, a.g.e.,
sh: 197)
İhtilât (Kadın-Erkek Birlikte Durmak)
Tesettürü yaralayan, zedeleyen davranışların en zararlılarından birisi de
kadın-erkek ihtilâtıdır, yani karışık olarak aynı yerde bulunmalarıdır.
İmam-ı Gazâlî hazretleri diyor ki:
“Birçok kadınlar için büyük zararlar, erkeklerin arasında bulunmalarından doğar.
Fitne korkusu olan her yerde kadının gözünü korumak lâzımdır. Nitekim Peygamber
Efendimiz (s.a.v) ' in evine bir kör adam geldi. Hazret-i Âişe ve diğer
hanımları oturuyorlardı, kalkmadılar ve gelen kimse için:
“-Kördür, bizi görmez!..” dediler. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve
sellem- buyurdu:
“-Onun gözleri görmüyorsa, sizinkiler de mi görmüyor?” (İmâm-ı Gazâlî, a.g.e.,
sh: 197)
İhtilâtın sebeplerinden birisi de iş yerlerindeki durumdur. Maalesef
“...Çağımızda kadınlarla erkekler arasında sun'î bir eşitlik yarışı
başlatılmıştır. Yaratılıştaki husûsiyetlere zıt olan bu yarış, hanımlık ve
annelik meziyetlerini za'fa uğratmakta ve âileyi yaralamaktadır. Hanımların ev
tanzimi ve salih bir nesil yetiştirmek yolunda, evlâdlarının ahlâkî yapıları ile
meşgul olmaları yerine, hanımlıklarına, müstesnâ fıtratlarına zıd işlere
yönlendirilmeleri, mantık, iz'ân ve îmana sığmaz. Çünkü âiledeki huzur ve
saadet, kadındaki ve erkekteki istîdatların yerli yerince kullanılması ve
korunmasıyla elde edilebilir. ( Osman Nûri Topbaş, Muhabbetteki Sır, sh: 249)
Yazımızı Mûsâ Topbaş -kuddîse sirruh- hazretlerinin kadın erkek karışık oturmak
mevzûundaki şu sözleri ile bitiriyoruz.
“...Bazı âile reislerinin nazarları insanlara karşı olduğu için daima onlardan
iltifat beklerler. Meselâ «Komşumuz çok nazik ve kibardır. Bize karşı da
saygılıdırlar, o bize âilesi ile beraber geldiğinde ayrı olarak oturursak onu
üzmüş oluruz. Hep beraber oturursak bir sakınca yoktur.» kanaatini yürütürler.
Böylece ahmakça hareketle, Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını, kulun rızâsına tercih
ederler. Böyle şâibeli kulluk yolunda olanların, tesettürleri, namazları ve
diğer ibâdetleri olsa da semere alamazlar. Çünkü yarım insandırlar. Yüz tane
yarım insanı toplasanız bir insan etmez. Çünkü her hareketleri istikrarsızlık
içindedir. Bugün “ak” dediklerine yarın “kara” diyebilirler, çünkü îman-ı hakîkî
kalplerine tam olarak yerleşmemiştir.
Bunların yapacakları; hatalarını bilip, nâdim olmak, istiğfar etmek ve
sâlihlerin, sâdıkların peşini bırakmamak ve onların nasihatlerinden istifâde
etmek olmalıdır.” (Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri 5, sh: 45-46)
|