ŞÜKÜR
Şükür Nedir?
Şükür, İslâmiyete uymak demektir. Dinimizin emirlerine uyan şükretmiş olur.
Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama buyurdu ki: (Bir kimse, kendine verdiğim nimeti
benden bilip kendinden bilmezse, nimetlerin şükrünü eda etmiş olur. Bir kimse
de, rızkını kendi çalışması ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda
etmemiş olur.) [İ. Gazalî]
Şükür, kendini o nimete layık görmemektir. Şükür, Allahü teâlânın verdiği
nimetleri
Onun sevdiği yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden
çeşitli nimetler verince, kul buna layık olmadığını düşünüp utanması da şükür
olur. Şükürdeki kusurunu bilmesi de şükür olur. Şükredemiyoruz diye özür beyan
etmesi de şükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor.) demesi de şükürdür.
Şükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lütfu olduğunu düşünmek
de şükürdür. Hatta vasıtalara şükür de şükür olur. Hadis-i şerifte buyuruldu
ki:
(İnsanlara teşekkür etmiyen Allaha şükretmemiş olur.) [İ. Ahmed]
İnsan, bir hasta veya sakat görünce, kendisinin böyle bir derde müptela olmadığı
için şükretmelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir kimse, hasta, sakat
birini görünce, "Allahü teâlâya hamdolsun ki beni böyle etmedi. Bundan ve daha
başka dertlilerden üstün kıldı." derse, nimetin şükrü olur.) [Beyhekî]
Nimete şükredince, hem eldeki nimet yok olmaktan kurtulur, hem de yeni
nimetlerin ele geçmesine sebep olur. Hadis-i şerifte (Az veya çok bir nimete
kavuşan, "Elhamdülillah" derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini
verir.) buyuruldu. Şükredenden Allahü teâlâ razı olur. Hadis-i şerifte, (Yiyip
içtikten sonra "Elhamdülillah" diyenden Allahü teâlâ razı olur.) buyuruldu.
Şu üç şeyi yapan tam şükretmiş olur:
1- Bir nimet gelince bunu Allahtan bilip şükretmek.
2- Allahü teâlânın verdiği her şeye razı olmak.
3- Verilen nimetten istifade edildiği müddetçe, Allahü teâlâya isyan etmemek.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Din işlerinde kendinden üstün olanı görüp ona uyan, dünya işlerinde ise
kendinden aşağısına bakıp Allaha hamdeden şükretmiş olur.) [T. Gafilin]
Uzuvların Şükrü
Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gereğiyle amel
etmektir. Bu amel, kalb, dil ve diğer azalarla olur. Kalb ile iyiliğe niyet
etmek, dil ile hamdetmek, şükrünü açıklamaktır. Uzuvlarla şükür ise, Allahü
teâlânın verdiği nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün şükrü,
müslümanların, arkadaşların kusurunu görmemektir. Kulağın şükrü, söylenilen
ayıpları duymamış olmaktır.
İmam-ı Mücahid hazretleri Nahl suresinin (Onlar, Allahın nimetini bilip itiraf
ederler. Sonra da onu inkar ederler.) mealindeki 83. ayet-i kerimesini (Onlar,
nimetlerin Allahtan olduğunu bilirler. Fakat "Bu nimetleri biz kazandık veya
bize miras kaldı" diyerek nankörlük ederler.) diye tefsir etmiştir.
Nimete şükür
Sual: Nimete şükür nasıl olur?
Cevap :İmam-ı Rabbanî hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki:
İnsanın, bu nimetleri gönderen Allahü teâlâya gücü yettiği kadar şükretmesi
insanlık vazifesidir. Aklın emrettiği bir vazife, bir borçtur. Fakat, Allahü
teâlâya yapılması icab eden bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir.
Çünkü, insanlar, çok iken sonradan yaratılmış, zayıf, muhtaç, ayıplı ve
kusurludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayıplardan, kusurlardan
uzaktır. Bütün üstünlüklerin sahibidir. İnsanların Allahü teâlâya hiçbir
bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yoktur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce
Allahın şanına yakışacak bir şükür yapabilir mi? Çünkü çok şey vardır ki
insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fakat Allahü teâlâ, bunları beğenmez.
Saygı ve şükür sandığımız şeyler, beğenilmeyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun
için insanlar, kendi kusurlu akılları, kısa görüşleri ile Allahü teâlâya karşı
şükür, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükretmeye, saygı göstermeye yarayan
vazifeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler,
kötülemek olabilir.
İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile
yapmaları ve inanmaları gereken şükür borcu, kulluk vazifeleri, Allahü teâlâ
tarafından bildirilmiş ve Onun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuştur.
Allahü teâlânın gösterdiği ve emrettiği kulluk vazifelerine (İslâmiyet) denir.
Allahü teâlâya şükür, Onun Peygamberlerinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola
uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabul
etmez, beğenmez. Çünkü, insanların, iyi, güzel sandıkları çok şey vardır ki,
İslâmiyet, bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir. (c.3 m.17)
Şükrün önemi
Şükür ile ilgili ayet-i kerimeler çoktur. Mesela Kur'an-ı kerimde mealen
buyuruluyor ki:
(Allahtan sakının ki şükredebilesiniz.) [Nisa 123]
Allahü teâlâ şükredene bol bol nimet verir. (Fatır 30)
İbrahim aleyhisselam, Rabbinin nimetlerine şükretti, Rabbi de onu seçip doğru
yola iletti. (Nahl 121)
Cenab-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifadesi için bir çok hayvan
yaratmıştır. Bu hayvanları insanların emirlerine amade kılmıştır. Kimine
binilir, kiminin etinden, sütünden vesairesinden istifade edilir. (Yasin 71-73)
Bu hayvanlar, şükretmemiz için istifademize verilmiştir. (Hac 36)
Allahü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez.
(Bekara 243, Yunus 60, Neml 73, Mümin 61)
Allahü teâlâ, çeşitli nimetler verdiğini, fakat şükredenlerin az olduğunu, az
şükredildiğini bildiriyor. (Secde 9, Sebe 13, Araf 10, Müminun 78, Nahl 78, Mülk
23)
Kıymetli şeyler ekseriya az olur. Mesela altın pek çok olsa, bu kadar kıymeti
olmaz.
Azların kıymetli olduğunu bildiren ayet-i kerimelerden birkaçı şöyle:
Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamaya başlayınca, [Hz. Nuha] "Her cinsten
birer çifti ve aleyhine hükmedilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve
inananları gemiye bindir." dedik. Pek azı, onunla beraber iman etmişti. (Hud 40)
İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da çok azdır! (Sad 24)
İsrailoğullarından, "Allahtan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara,
yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel konuşun, namazı kılın,
zekâtı verin" diye söz almıştık. Sonra pek azınız müstesna, sözünüzden döndünüz.
(Bekara 83)
İnkarlarından dolayı, Hak teâlâ, onları lânetlemiştir. Onların pek azı inanır.
(Bekara 88)
Allah yolunda savaşacaklarını söylemişlerdi ama savaş onlara farz kılınınca, azı
hariç, yüz çevirdiler. (Bekara 246)
Nice az topluluk, çok topluluğa Allahın izniyle üstün gelmiştir, Allah
sabredenlerle beraberdir. (Bekara 249)
Allahın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana
uyardınız. (Nisa 83)
İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün, yine de sen,
onları affet ve aldırış etme! Allahü teâlâ, iyilik edenleri elbette sever.
(Maide 13)
Yaptıklarının cezası olarak, bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar. (Tevbe
82)
Günahlarımızı düşünerek elbette üzülmemiz, ağlamamız gerekir. (Az gülsünler)
demek, (Güler yüzlü olmayın) demek değildir. Müslüman her zaman güler yüzlü
olur. Fakat günahlarını düşünerek üzülür ve ağlar.
İbadete Güvenmemeli
Nimet umumi olunca, herkese gelince insan bu nimetin kıymetini bilemez. Görmek
büyük nimet iken, herkeste göz olduğu için göz nimetine her zaman şükretmeyiz.
Gençler; yaşlanmadıkça gençliğin kıymetini bilmez. Hastalar sağlığın kıymetini
anlar. Fakirler zenginliğin kıymetini bilir. Hayatın kıymetini de ancak ölüler
anlar. Şu hâlde yaşlanmadan gençliğin, hastalanmadan sıhhatin ve ölmeden önce de
hayatın kıymetini bilip şükretmelidir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Beni İsrailde bir abid var idi. Beşyüz yıl ibâdet etmişti. Kıyamet günü Allahü
teâlâ, "Bu Abidin benim ihsanımla Cennete götürün!" buyurur. Abid, "Ben ihsan
ile değil, yaptığım beşyüz yıllık ibâdetle Cennete girmek istiyorum." der.
Allahü teâlâ emreder, hesabı görülür. Yalnız göz nimeti beşyüz yıllık ibâdetten
fazla gelir. Melekler abidi Cehenneme götürürler. Abid, "Ya Rabbi beni
rahmetinle, ihsanınla Cennete koy." diye duâ eder. Allahü teâlâ buyurur ki:
"Ey kulum, seni yoktan kim yarattı? [Abid, sen yarattın, der.] Seni yaratmam,
senin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanımla, benim rahmetimle mi oldu?
[Abid, senin rahmetinle oldu, der.] Allahü teâlâ verdiği bazı nimetleri de
sayar. Abid, "Hepsi senin rahmetinle, ihsanınla oldu" der. [T. Gafilin]
Dil ile şükürde, Allahü teâlâdan razı olduğu ifade edilmelidir! Peygamber
efendimiz, bir kimseye (Nasılsın?) buyurdu. O kimse, (İyiyim.) dedi. Üçüncü defa
sorunca o kimse (Elhamdülillah iyiyim.) dedi. Peygamber efendimiz, (İşte senden
bu cevabı bekliyordum. Bunun için soruyu tekrarladım.) buyurdu. (Taberânî)
Âlimler, salihler, bir kimseyi Allaha şükrettirmek için (Nasılsın?) derlerdi.
İnsan ya şükreder, ya susar veya şikayette bulunur. Allahtan şikayet etmek ise
çok çirkindir. Kulun Mevlasına zillet göstermesi izzettir. Mevlayı başkasına
şikayet etmesi ise zillettir. Şükür, ihsanını, iyiliği anmak suretiyle ihsan
edeni övmektir. Yani dil ile teşekkür de şükürdür. Bir grup kimse, halife Ömer
bin Abdülaziz hazretlerini ziyarete geldiklerinde, içlerinden gencin birisi
konuşmaya başlar. Halife, (Önce yaşlılarınız konuşsun!) buyurur. Genç, (Her iş
yaşlıya verilecekse, senden daha nice yaşlılar var. Halifeliği onlara vermek
gerekir.) der. Halife gence (O hâlde konuş bakalım!) der. Genç, (Biz birşey
istemeye gelmedik. Üstün faziletinizi, adaletinizi duyduk. Size dilimizle
teşekkür etmeye geldik. Teşekkür edip döneceğiz.) der.
|